top of page

"Kadın Hak Nurudur: Sanki Yaratılmış Değil Yaratıcıdır" Mevlana

  • Yazarın fotoğrafı: semra alpay
    semra alpay
  • 8 Mar
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Mar



Yüzyıllar önce Mevlana, bugün kadına dair çizilen tüm sığ sınırları bu sarsıcı tespitiyle yerle bir etmişti. Bu söz, kadının fıtratındaki o muazzam "inşa etme, yaşatma ve sentezleme" gücüne bir saygı duruşudur. Mevlana burada kadını, Yaradan’ın "yaratma" enerjisinin yeryüzündeki en estetik yansıması olarak konumlandırır. Ancak tarih ve sonrasında gelen modernizm, bu nuru görmek yerine onun sadece bedeniyle uğraşmayı seçti.


### 1. İlk İftira: Kolektif Hafızadaki "Suçlu Kadın" Algısı

Kadın üzerine yüklenen o hatalı gölge, tesadüfen oluşmadı. Binlerce yıl boyunca, kadının öz değerini aşağı çeken bir suçluluk duygusu kolektif hafızaya zerk edildi:

* Pandora ve Elma Masalı: Antik Yunan’da Pandora, dünyadaki tüm kötülüklerin sorumlusu ilan edildi. Diğer bazı inanç sistemleri ve efsaneler ise elmayı kadının eline tutuşturup onu "günahın kapısı" olarak damgaladı.

* Kur'an'ın Ezber Bozan Duruşu: Kur'an-ı Kerim bu iftirayı kökten reddeder. Sorumluluğu eşitler ve "Şeytan her ikisine de vesvese verdi" (Araf, 20) diyerek kadını o bin yıllık "günah keçisi" yaftasından kurtarır. İslam'ın özünde kadın, doğuştan suçlu değil, irade sahibi bir "can"dır.


### 2. Nur’un Sessizliği: İsim Hırsızlığından Vitrin Köleliğine

Dünya modernleşirken bile kadının o içindeki Nur’dan korktu. Çünkü o Nur, sadece bir zekâ parıltısı değil, düzenleri değiştirecek bir güçtü. Bu korku, kadını iki koldan kıskaca aldı:

* Yazdırılmayan Kalemler: Yayınevleri "Kadın yazarsa kimse okumaz" diyerek kadına kapıları kapattı; Bu barikatı aşmak isteyen Mary Ann Evans gibi dev kalemler zekalarını George Eliot ismiyle saklamak; Amantine Dupin, George Sand adının arkasına gizlenmek zorunda bırakıldı. Kadın, kendi Nur'una kendi imzasını atamayacak kadar ağır bir zihinsel ambargo altındaydı.

* Soyma ve Pazarlama Stratejisi: Aynı zihniyet, bir taraftan kadının kalemini elinden alırken diğer taraftan onu bir tüketim nesnesi olarak soymaya, vitrinin bir parçası yapmaya odaklandı. Nur’uyla var olması istenmeyen kadın, bedeniyle bir "pazarlama aracı" olarak ön plana itildi.

* Şekilci Algının Kapama Operasyonu: Diğer uçta ise o yüksek varlığı, sadece günahlara indirgeyip kapamaya odaklanan bir anlayış türedi. Mevlana’nın haykırdığı o yaratıcı ruh, bu sığ "açma-kapama" kavgasının içinde boğuldu.

* Kumaşın Ötesindeki Cevher: Her iki taraf da kumaşla uğraşırken içindeki ruhu ıskaladı. Oysa bu Nur öyle bir cevherdir ki; ne bir kumaş parçası onu daha değerli kılabilir, ne de o kumaşın yokluğu onu değersizleştirebilir.


### 3. Namus ve Ahlakın Ortak Sorumluluğu

Toplumun en büyük yanılgısı, ahlakı sadece kadına mal etmesidir. Tıpkı o elma masalı üzerinden üretilen köhne iftiralar gibi, bugün de iki kişinin işlediği bir günahta ihale hep kadına kalıyor. Namus dürüstlüktür, karakterdir ve adalettir. İsmail Hakkı Aydın hocanın dediği gibi: "Ahlakın cinsiyeti yoktur, ahlak beyindedir!" Ahlakı sadece kadının omuzlarına bir bekçilik olarak yükleyip erkeği bu sorumluluktan muaf tutmak, bir toplumun başına gelebilecek en büyük zihinsel çöküştür.


### 4. Nurunu Gören Kadınlar ve Sarsılmaz İrade

Tarih boyunca kadınların bazıları, kendilerine biçilen bu dar rolleri Nur’larının gücüyle reddettiler. Onlar sadece "zeki" değil, kendi içlerindeki Nur'u gören kadınlardı:

* Hedy Lamarr: Modernizm onda sadece "satılabilir bir güzellik" gördü ve onu Hollywood vitrinine hapsetti. Ama o, setten eve döndüğünde o ağır makyajı siliyor ve bugün kullandığımız Wi-Fi ve Bluetooth teknolojisinin temelini atan icatları yapıyordu. Dünya onu bir "süs" olarak seyrederken, o Nur’uyla dijital çağın mimarı oluyordu.

* Rosa Parks: Kendisine dayatılan o haksız düzeni tek bir cümleyle yıktı. O gün o otobüste sadece bir koltukta oturmadı; Mevlana'nın bahsettiği o "Hakk Nur'un" eğilmeyen iradesini tüm dünyaya gösterdi.

* Gevher Nesibe Sultan ve Fatma el-Fihri: Biri şifayı, diğeri bilgiyi inşa ederek bu yaratıcı Nur’un en somut kanıtları oldular.


---


Sıradan bir Kadınlar Günü kutlamasının ötesinde; artık Mevlana’nın 13. yüzyılda gördüğü o hakikati bugün de görebilmek, o yüksek bilince varmak gerekiyor. Kadın ve toplum bu Nur'u fark ettiğinde, onu artık ne bir kumaşla örtebilirler ne de herhangi bir kalıba sığdırabilirler. Mevlana’nın dediği gibi, kadın ve erkek ancak "Aşk"ta birleşince iki can bir olur ve gerçek insanlık tecelli eder.


Kadının özündeki o Hakk Nuru’nun, tüm bu sığ tartışmaları eriterek toplumu aydınlatması dileğiyle... Kadınlar Günü kutlu olsun.


Semra Alpay

 
 
 

Yorumlar


bottom of page