İnsan En Çok Yokken Vardır
- semra alpay
- 5 Mar
- 2 dakikada okunur
Bir insanın varlığını; sadece onu"gördüğümüz" ya da orada olmasına "alıştığımız" anlarda tam olarak tanıyamayız. Asıl mesele, o varlığı bütünüyle benimsemektir. Alışmak sıradanlaştırır ve bir süre sonra görmez kılar; oysa benimsemek, o ruhu kendi varoluşuna sarsılmaz bir şekilde dahil etmektir. Heidegger’in "Varlık niçin var, neden yok değil?" sorusunda gizlediği o büyük hakikat gibi; bir insanın gerçek mahiyeti, o fiziksel olarak aradan çekildiğinde bir "yokluğun mevcudiyeti" olarak daha gür sesle konuşmaya başlar. Çünkü insan, en çok yokken vardır.
Varlıkta Yokluk, Yoklukta Varlık
Fiziksel varlık bir maddedir; yer kaplar ve zamanla eskir. Ancak benimsenen bir ruhun bıraktığı iz, mekândan ve zamandan bağımsızdır. Yunus Emre’nin "Varlıkta yokluk, yoklukta varlık" ifadesindeki gibi; kişi kendi sınırlı varlığını (nefsini) aşıp bir başkasının dünyasında anlam bulduğunda, artık yokluk mutlak bir boşluk değil, varlığın en çıplak haliyle tecelli ettiği bir zemindir.
Onun yokluğu; odanın havasında asılı kalan bir koku, kararlarımızda yankılanan bir ses, en çok da kalbimizde hissettiğimiz o sarsılmaz "gerçek ağırlık"tır. Biz o boşluğa her baktığımızda, gidenin aslında ne kadar büyük bir yer kapladığını görürüz. İnsan ancak fiziksel gürültüsü sustuğunda, yokluğun ışığında görünür hale gelir.
Sessiz Şahitlik
Bu hakikatin en yalansız şahitleri ise sessiz dostlarımızdır. Bir hayvanın kapı eşiğindeki o vakur bekleyişi, sadece bir alışkanlık değildir. O, bir varlığı bütünüyle benimsemenin ve o varlığın yoklukta bile devam eden gücünü hissetmenin sessiz haykırışıdır. Heidegger için yokluk, varlığın anlamını açığa çıkaran bir olaydır. Onlar için de yokluk bir "hiçlik" değil; benimsenen ruhun hâlâ orada titreyen, dokunan ve güven veren enerjisidir. Eğer bir canlı hâlâ senin yokluğunu bu kadar derin bir sessizlikle duyumsuyorsa, sen bu dünyada gerçekten "var" olmuşsun demektir.
Asıl Gerçeklik: Bir Bütünde Birleşen İki Kavram
Bir insanın hayatımızda gerçekten var olup olmadığını anlamanın en kolay yolu; o kişi yokken bile onun varlığını ne kadar hissettiğimizdir. Eğer o kişi fiziksel olarak yanımızda değilken bile bizimle yaşamaya devam ediyorsa, onun bıraktığı "yokluktaki varlık" her şeyden daha gerçektir. Çünkü varlık ve yokluk birbirine zıt değil, birbirini tamamlayan bir bütünün iki yüzüdür. Birini benimsemek, onu yokluğunda bile var edecek kadar güçlü bir bağ kurmaktır. İnsanın bu dünyadaki gerçek ağırlığı, giderken arkasında bıraktığı boşluğun derinliğiyle ölçülür. Varlık bir başlangıçtır ama insan, asıl yokluğunda tamamlanır.



Yorumlar