top of page

Doğanın Asası : Çiğdem Çiçeği

  • Yazarın fotoğrafı: semra alpay
    semra alpay
  • 22 Şub
  • 2 dakikada okunur


Bahar, insan hafızası için en çetin sınavdır. Güneş toprağı ısıtmaya başladığı an; kışın ayazında verilen sözler, o karanlıkta sığınılan dualar ve çekilen çileler birer birer zihinden silinir. İnsan, konforu bulunca mağrurlaşan, güce kavuşunca diklenen bir varlıktır. Tam bu toplumsal unutuşun ve "oldum" şımarıklığının eşiğinde, tabiat sahanın ortasına dikilir ve o meşhur sarı kartını çıkarır.


Şımarıklığa Bir İhtar

Çiğdem aslında baharı müjdelemez; o, kışın tam ortasında, henüz hiçbir şey bitmemişken buzun içinden mızrak gibi fırlar. Ama asıl dersi duruşundadır: Birçok canlı aydınlığı görünce göğe diklenip kendini sergilerken, çiğdem en güzel rengini kuşandığı o anda boynunu büker. Bize şunu fısıldar: "Zorluğu aşmış olman, kışın terbiyesinden geçtiğin gerçeğini unutturmasın. Güneşi gördün diye kökünden kopma, haddini bil."


Çiçekle Konuşmak mı, Tefekkürden Kopmak mı?

Bugün dijital mecralarda, "Bir tek bizde çiçeğe soru sorulur" diye alaycı başlıklar açıldığını görüyoruz. Yunus Emre’nin sarı çiğdeme sorduğu o meşhur soruyu bir "akıl tutulması" sanan sığ bir modernizmle karşı karşıyayız. Oysa bu alaycı bakış, aslında derin bir kültürel hafıza kaybıdır. Eskiler çiçeğe soru sorarken biyolojisiyle değil, onun içindeki hakikatle konuşuyorlardı. Çiçeği sadece bir "bitki" olarak görenler, onun bir tefekkür aynası olduğunu unuttular. Çiçekle konuşmayı "delilik" sananlar, aslında kendi ruhlarıyla bağlarını koparanlardır.


İki Pencere, Tek Terbiye

Anadolu’nun iki büyük dervişi, bu sarı çiçekte mevsimi değil, insanın kendi içsel sınavını görmüştür:


* Yunus Emre’nin "Nereden Geldin?" Sorusu: "Anam yer, babam yağmur" diyen çiğdem, varlığını hiçbir faniye borçlu olmadığını hatırlatan bir mülksüzlük manifestosudur. Güneşe değil, toprağa (aslına) sadıktır.

* Pir Sultan Abdal’ın "Asası": Çiğdem boylandıkça boynunu büker ve gövdesi bir derviş asasına dönüşür. Bu, güce kavuşunca başı dönenlere karşı sessiz bir protestodur.


Işıkla Sınanmak

Karanlıkta herkes mütevazıdır çünkü herkes korkar. Asıl karakter, güneş (başarı, güç, rahatlık) vurduğunda kim olduğumuzdur. Çiğdemin dervişliği, imkansızlıklar içindeyken değil, imkana kavuştuğunda ortaya çıkar. Zorlukta gösterdiğin direnç seni sadece hayatta tutar; ancak ulaştığın baharın altında, güneşe rağmen boynunu derviş asası gibi bükebilmek seni "olgun" kılar.


Sarı çiğdem, Anadolu’nun bahara ulaşan ama baharda bile kışı unutmayanlara gösterdiği o vakur sarı karttır. Çiçekle konuşan dervişlerin bilgeliğinden, çiçeği küçümseyenlerin sığlığına düşmüş olabiliriz; ama sarı çiğdem orada, karların içinde hâlâ aynı dersi vermeye devam ediyor.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page